Rp için hikayeler
-
Hadi birazda RP ile ilgili topicler falanda yapalım

Çoook eskiden yazmış olduğum bir hikaye vardı belki 20 sene önce :)) O zamanlar Vampir RP Si falan yapardık, o dönemlerden hikayeyi AI ile biraz şekillendirtip tekrardan kurgulattırdım,
İyi seyirler, okumalar, keyifler dilerim

Minoc’un Laneti ve Jizn
Minoc, madenleriyle ünlü eski bir şehirdi. Şehrin altında kilometrelerce uzanan karanlık galeriler vardı ve Minoc halkının çoğu gibi Tormon da hayatını bu derinliklerde kazanıyordu. Günleri taş kırarak, damar arayarak ve karanlıkta ilerleyerek geçiyordu.
Bir gün Tormon, her zamankinden daha derine inmeye karar verdi.
Başlarda her şey sıradan görünüyordu. Fakat ilerledikçe garip bir baskı hissetmeye başladı. Sanki görünmeyen bir ağırlık omuzlarına çöküyordu. Nefesi daralıyor, kalbi hızlı atıyordu. Her adımında yer altındaki sessizlik daha da yoğunlaşıyordu.
Sonunda Tormon durdu.
“Daha derine gitmemeliyim…” diye mırıldandı.
Bulunduğu yerde kazmaya karar verdi.
Kazmasını kaldırdı ve sert kayaya indirdi. Birkaç darbeden sonra kazma aniden sert bir şeye çarptı. Fakat bu sıradan bir çarpma değildi.
Çınnnnn!
Metalden gelen alışılmadık, yankılı bir ses tüneli doldurdu. Ardından derinlerden gelen bir inilti duyuldu.
Sonra bir kükreme.
Yer titremeye başladı. Tünelin duvarları çatladı, toz ve taşlar yere döküldü. Sanki yerin derinliklerinde uyuyan bir şey uyanıyordu.
Karanlığın içinden korkunç bir varlık yükseldi.
Bir Demon.
Kızıl gözleri karanlıkta parlıyor, nefesi duman gibi yükseliyordu. Tormon korkudan donakaldı, sonra içgüdüleriyle koşmaya başladı. Arkasına bakmadan tünellerden kaçtı.
Ama artık çok geçti.
O gün Tormon yalnızca bir maden damarını değil, Minoc’un lanetini uyandırmıştı.
Şehirde huzur kalmadı.
Geceleri çığlıklar duyuluyor, insanlar kayboluyordu. Tormon ise olanların sorumlusu olduğunu biliyordu. Her çığlık kalbine bir hançer gibi saplanıyordu.
Kendini affedemiyordu.
Sonunda bir karar verdi.
Eline geçen en nadir madenleri topladı. Minoc’ta daha önce görülmemiş saflıkta metaller… Bunlarla bir silah yapacaktı.
Demon’u öldürecek bir silah.
Günlerce ocağın başından ayrılmadı. Demiri ateşte kızdırdı, örste dövdü, tekrar ateşe attı.
Bir kılıç şekillenmeye başladı.
Saatlerce ustalıkla dövdükten sonra kılıcı soğutmak için suya daldırdı.
Çat!
Kılıç ikiye ayrıldı.
Tormon dişlerini sıktı.
Tekrar denedi.
Ateş.
Çekiç.
Kıvılcımlar.Yine su.
Çat!
Bir kez daha.
Ve yine.
Her deneme aynı şekilde bitiyordu. Sanki metal, Demon’un gücüne dayanmayı reddediyordu.
Tormon yorgun, umutsuz ve öfkeliydi.
Son kez denemeye karar verdi.
Kılıcı örsün üzerine koydu ve bütün gücüyle dövmeye başladı. Çekiç her indiğinde kıvılcımlar etrafa saçılıyordu. İçindeki suçluluk, öfke ve acı her darbeye yansıyordu.
Tam o sırada atölyenin kapısı açıldı.
İçeri birisi girdi.
Tormon'un eşi Lilly... Minoc’ta onu hâlâ insan olarak gören son kişi.
“Tormon… dur artık. Kendini yok edeceksin.”
Tormon arkasını döndü. Elindeki kılıç hâlâ kızıl sıcaktı.
Bir anlık hareket.
Bir dengesizlik.
Kontrolsüz bir savruluş.Ve kılıç sevdiği kişinin göğsüne saplandı.
Sessizlik.
Tormon’un gözleri büyüdü.
“Hayır… hayır…”
Ama çok geçti.
O anda kılıçtan garip bir titreşim yayıldı. Sanki metal canlıymış gibi titreşti. Yaradan akan kan kılıcın üzerine aktı.
Bir an sonra kılıç soğumaya başladı.
Sanki suya batırılmış gibi.
Metal sertleşti. Parladı. İçinde karanlık bir enerji dolaştı.
Tormon titreyen elleriyle kılıcı çekti.
Bu kez kırılmamıştı.
Ama bir şey değişmişti.
Kılıç can almıştı.
Tormon dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinden yaşlar aktı.
O an anladı.
Bu kılıç sıradan bir silah değildi artık.
Bir ruh taşımaya başlamıştı.
Kılıcın adını Jizn. koydu:
Tormon artık eskisi gibi biri değildi.
Minoc halkı Demon’dan korkarken, o kendi içindeki karanlıktan korkuyordu. Ama yine de geri adım atamazdı.
Çünkü bu laneti uyandıran oydu.
Ve onu bitirecek olan da o olmalıydı.
Jizn’i sırtına astı.
Derin madenlere doğru yürüdü.
Aynı tüneller… aynı karanlık… ama bu kez elinde ruh emmiş bir kılıç vardı.
En derin galeride Demon onu bekliyordu.
Kızıl gözleri karanlıkta açıldı.
“İnsan…”
Tormon kılıcı çekti.
Jizn karanlıkta soğuk bir ışıkla parladı.
“Bu laneti ben uyandırdım,” dedi Tormon.
“Ve ben bitireceğim.”Demon kükredi.
Tünel sarsıldı.
Ve Minoc’un kaderini belirleyecek savaş başladı.
-
Eline sağlık, vampir guildi gibi bişey kurup ekip halinde herkesin siyah mage robe giyip insanlar varken latince konustuğu bir server hatırlıyorum ondan mı bahsedıyosun acaba?
-
Eline sağlık, vampir guildi gibi bişey kurup ekip halinde herkesin siyah mage robe giyip insanlar varken latince konustuğu bir server hatırlıyorum ondan mı bahsedıyosun acaba?
@Requers, içinde söyledi: Rp için hikayeler
Eline sağlık, vampir guildi gibi bişey kurup ekip halinde herkesin siyah mage robe giyip insanlar varken latince konustuğu bir server hatırlıyorum ondan mı bahsedıyosun acaba?
Ahaha Aynen dostum Nebula tarafında Oynamıştık eskilerden Nosferatu lar falan :)))
Can sıkıntısına aslında oyun içerisinde böyle etkinlikler vs ler yapmak eğlenceli olur mesai sonrası action harici aktiviteler falan ama işte eminim şunu yapacka 1 avuç insan brit köprünün ilk bahar esintisinde yüzümüze vuran rüzgarın verdiği huzur ile dolaşırken kafamıza 10 tane adam vurur :)))
-
@Requers, içinde söyledi: Rp için hikayeler
Eline sağlık, vampir guildi gibi bişey kurup ekip halinde herkesin siyah mage robe giyip insanlar varken latince konustuğu bir server hatırlıyorum ondan mı bahsedıyosun acaba?
Ahaha Aynen dostum Nebula tarafında Oynamıştık eskilerden Nosferatu lar falan :)))
Can sıkıntısına aslında oyun içerisinde böyle etkinlikler vs ler yapmak eğlenceli olur mesai sonrası action harici aktiviteler falan ama işte eminim şunu yapacka 1 avuç insan brit köprünün ilk bahar esintisinde yüzümüze vuran rüzgarın verdiği huzur ile dolaşırken kafamıza 10 tane adam vurur :)))
@MrGoldmoon Hauahaua aynen o zamanlar cok güzeldi. Vampir klanına herkesi almıyolardı ve garip bir hiyerarşi vardı oba başı gibi ne derse o oluyodu sevindim hatırlayan birinin olmasına

-
Nosferatuları bende hatırlıyorum :))
Birde Noldor Elfleri vardı onlarda çok efsaneydi bence.